Eski Türkler diye başlarsak söze eğer, biraz aklımızın coğrafyası ve takvimi şaşar, en iyisi biz Maveraün Nehri geçmiş ve Moğol şaşkınlığını atlatmış, Hindistan'ın ortalarına kadar inmiş eski Türkler diyelim. Onların kullandığı bir sözcük, nedense dilimizde pek rağbet bulmadı. Belki İngilizce sözcükleri, hep aynı tadı veren bezelye gibi çiğnemeden yutma alışkanlığımız olmasaydı bu sözcüğün peşine çoktan düşer, ihtiyacımız olanı arar bulurduk. Aslında İngilizler gelene değin Hindistan'ı yönetmiş ve bugün ülkenin başkenti dahil yarısına yakın bölümünde en görkemli sanatsal yapıtları bırakmış Türk uygarlığıyla ilgili bilgi edinmeye kalkışsanız, bunun için bir kitapçıya gitseniz örneğin, kaç kitap bulabileceğinizi sanıyorsunuz? Yalnızca Taç Mahal için her yıl milyonlarca Batılı'nın geldiği Agra için yazılmış, çevrilmiş bir kitap var mıdır? YÜKSEKTEKİ KALE Biz tekrar sözümüze dönelim. Erk sözcüğü, yüksekçe yere kurulan kale, daha da doğrusu iç-kale anlamına gelirdi. Bu iç-kalede saraylar, köşkler, ece odaları, guma odaları, daha başka saray efradının kaldığı bir küçük krallık vardı. Aslında bu çeşit erklere, en çok da buraya dönmeden henüz önce bulunduğum Hindistan'ın kuzeyinde çokça rastlanır; İngilizler gelene değin Hindistan'ın kuzeyini yöneten Babür İmparatorluğu'nda, Agra'da, Skenderiya'da, Codpur, Amber şehir ve kasabalarında. Erklerin içerisindeki sırça sarayların, mermer sarayların, kumtaşından sarayların ve köşklerin duvarları değerli taşlarla kaplıdır. Çılgın ve erişilmez işçilikle duvarların içlerine gömülmüştür mücevherler. Zaten bu bölgeye masalların ve efsanelerin ünlü Elmas Dağı çok yakındır. Kaf Dağı, eski zamanların öykü anlatıcıları tarafından ya Kafaslar ya da dünyanın en yükseği olduğu için Himalayalar olarak kabul edilirdi. Lapisler, lacivert taşları, zümrütler, yeşim taşları ya bu civardaki dağların eteklerinde, çöllerin derinliklerinde bulunur ya da burası zaten İpek Yolu'nun ilk büyük kavşaklarından biri olduğu için gelenlerin ipek keselerinde her zaman şıngırdar. Eski zamanlarda, şehre yeni gelen tacir, bunlardan birkaç tanesini, beyaz mermerin üzerine döker ve alıcıyı, taşların ışıltılarında hemen sarhoş eder. Kendisi de Batıdan veyahut da daha Doğudan getirdiği bu soluk kesen taşları parmak uçlarıyla gıdıklarken, dükkâncının sunduğu afyonla başka erklerin içinde dolaşır. ERKE GİDEN YOL Aslında niyetim, sizi 16. yüzyıl Hindistan'ına ya da Binbir Gece Masalları'nın Cinistan'ına götürmek değil. Asıl niyetim, içimizdeki bu erkle tanıştırmak. 'Bu erkin tek ziyaretçisi, gezgini ya da modern tabiriyle turisti sizsiniz' demek arzusuyla sözü ucundan tutmuştum. Herkesin içinde gizli, duvarları mücevherlerle kaplı bir krallık vardır. Ruh biliminin meşhur kitaplarında İngilizce olarak 'realm' şeklinde geçen sözcüğü 'erk'ten daha iyi bir Türkçeyle karşılayamayız. Hem bir ülkeyi karşılıyor hem krallığı hem de kudreti. Herkesin içinde, ziyaret edilmeyi bekleyen bir gizli erk vardır. Masallarda yeraltındaki şehirler, yeraltındaki saraylar aslında kendi erkimizdir. Ve ayrıca, bu saraylardaki mücevherler de tabii ki maddi bir serveti değil, ruhsal cevheri ve bilgeliği ifade eder. Zamanımızın insanını eski zamanın insanlarından ayıran en önemli özellik, içerisindeki sarayı bilmemesi ya da oraya gitme cesaretinden yoksun olmasıdır. Şimdiki zaman, insana erkine ulaşma cesaretini veren erginleşme eğitiminden yoksun büyür. Özcan Yüksek / 03.03.2008 |














