Kahire'den aktarmalı 12 saat süren (Bunun bir saati, çölde bozulan otobüsün şanzıman tamiri için geçti) yolculuk, Mısır'ı anlamam için gerekiyordu.
Karanlık otobüsün yoksul yolcuları arasında belki de tek ecnebi bendim. Yanımda Mısır'da tanıştığım genç Hamit Zeyneddin. Akdeniz sahilindeki Marse Matruh'tan sonra otobüs çöle girdi ve siluetsiz manzarada sanki hiç hareket etmiyormuş gibi ilerleyen otobüsün gıcırtılı teybinden hiç ara verilmeden Kuran okunmaya başlandı.
Mısır'ın yoksul mahallelerindeki dükkânlarda, bindiğin her iki taksiden birinin radyosunda Kuran okunuyor. Metroda, sıkışık insanlar arasında, genç erkekler ceplerinden çıkardıkları fermuarlı Kuran'ları okuyor, bazılarının mırıltısı duyulacak kadar yüksek.
Mısır'a daha önce gitmediğim için eski zamanlarıyla bir kıyas yapamıyorum.
İniş-kalkış duası
Mısır Havayolları'nın uçaklarında, önce yolcular için emniyet bilgileri veriliyor, Arapça ve İngilizce olarak, sonra da kalkıştan önce dua okunuyor. Hem dış hatlarda hem iç hatlarda. Dua, uçak inişe geçmeden önce de okunuyor.
Bir yandan da Egypt Airlines'ın resmi dergisinin ismi firavunlar dönemi tanrılarından Horus'un ismini taşıyor. Şahin başlı tanrı. Horus'un şahin başı, uçağın kuyruğuna da kocaman konmuş. Havaalanında "Information"daki kadınlar türbanlı, uçaktaki hosteslerin başları açık.
Mısır'da İslam ve Firavun kültürü yan yana yaşıyor. Çünkü Mısır'ın en önemli geliri (yılda bir milyar dolara yakın) turizm. Bu ülkedeki antik dönem kalıntıları, firavun mezarları ve tapınakları, Mısır'ı benzersiz kılıyor.
Şu kadar ülke gördüm, Amerika'da, Afrika'da ya da Asya'da, Mısır'da Luksor'dan Asvan'a kadar gördüklerimin bir benzerini asla görmedim. Benzersiz, rakipsiz, eşsiz ve akıldışı bir görkemlilikte. Ve hâlâ hak ettiğinden çok az turist geliyor. Üstelik, Ebu Simbel tapınağının dar galerilerini kalabalık yüzünden gezemiyorsun. Bu kalabalıkta neredeyse her milletten insan gruplarını, dillerinden ötürü fark ediyorsun ama Türkçe konuşana rastlamadığımı üzülerek belirteyim.
Yine de bu ülkenin en önemli gelirini tehdit eden de İslamcı teröristler. Yıllar önce güneyde bir turist otobüsüne yönelik Müslüman Kardeşler'in saldırısı yüzünden birkaç yıl turizm önemli bir darbe almış.
Terör korkusu
Bu yüzden tüm turistik bölgeler, tapınaklar, müzeler ciddi şekilde korunuyor, herkes aramalardan, x-ışınlı cihazlardan, barikatlardan geçiyor. En önemlisi, Asvan'da 280 kilometre uzaklıktaki Ebu Simbel tapınağına gitmek için, sabah saat 03.00 ile 04.00 arası bütün turist otobüsleri ve minibüsleri konvoy oluşturuyor. Her otobüsün ön koltuğuna bir asker ya da subay silahıyla oturuyor. Üç saate yakın tutan çöl yolu böyle geçiliyor. Özel arabalar asla bu yola bırakılmıyor. Görülecek yer o kadar görkemli ki, bu konularda çok hassas Avrupalı turist her şeyi göze almış gözüküyor.
Mısır'da, Nil'in kıyısında, caddenin kenarında, geminin güvertesinde, apronda, her yerde namaz kılana rastlıyorsunuz. Mısır dindar ama laik bir ülke, türbanlılar ve türbansızlar yan yana iç içe.
Şehrin Nil kıyısında, rezervasyonla girilen ve zengin sınıfın gençlerinin gittiği, İstanbul'da Boğaz kıyısındaki eğlence yerlerine benzeyen ve içki de sunulan restoran benzeri yerlerde bu manzarayı en iyi şekilde görebiliyorsunuz. Şıklıkta türbanlılar ile başları açık genç kızlar yarışıyor. Loş ışıkta, aylık geliri 50 dolar civarı olan Mısır'da ülke standartlarına göre pahalı, mazbut olmayan yemekler yeniyor. Tabii ki herkes yerinde oturuyor. Dans yok. Dans edilen eğlence yerleri de vardır mutlaka. Ama tuvaletin içinde bile bahşiş bekleyen hizmetkârların varlığı, bu şehirde Binbir Gece Masalları zamanının hizmetkâr ve kapı köleliği hissiyatını insana yazık ki yaşatıyor.
Film endüstrisi
Mısır sinemasının, ABD ve Hindistan'dan sonra en fazla film yapılan endüstri olduğunu orada öğreniyorum. Televizyonlarda bu filmlerin örneklerini bolca görüyorsunuz. Filmlerde geleneksel yaşamdan çok modern yaşam sergileniyor. Kahire'nin prestijli, uluslararası film festivalinde filmler sansürsüz gösterilebiliyor.
Bu satırların yazarı, Mısır'a yirmi güne yakın bir gezi yaptı ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bu ülkeye geldiği vakit de döndü. Yılbaşı gecesi oradaydı ve çılgın kalabalığın trafiği tıkayacak kadar sokaklara ve caddelere taşmasına şaşırmamaya çalıştı. Çünkü ne de olsa bu durumun, ülkedeki çok kalabalık ve gelişmiş Kıpti Hıristiyan geleneğinin bir sonucu olabileceğini düşünüyordu. Ne var ki, Kıptiler kendi yılbaşlarını, 7 Ocak'ta kutlayacaklardı.
Bu satırların yazarı, yaklaşık bin yıl önceki Mısır'dan izler sürmek üzere bu ülkeye gelmişti. Binbir Gece Masalları'nın coğrafyalarını aramıştı. Atlas'ta mart ayında ilk yazı yayımlanacak ve devamı da gelecek.
Bunu yaparken Türkiye ile Mısır'ı kıyaslayan zihnine de hâkim olamadı. Referans okurlarına, bazı manzaralar aktardı. Yorumları okura bıraktı. Bu karşılaştırmayı yaptı, çünkü Mısır 500 yıl Osmanlı tarafından yönetildi, Mısır'ın kaderini bir Türk paşası değiştirdi. Mehmet Ali Paşa'nın -oradaki adıyla Muhammed Ali'nin- heykelleri ülkenin her yanındadır. Dolayısıyla iki ülkenin geçmişte çok kesişen kaderi, gelecekte de kesişecektir. Çünkü zamanın yolları, sonsuz uzayda kendi başına gitmeyi değil, kesişmeleri ve karşılaşmaları sever.
Yeniden türban kavşağına giren Türkiye'de, geleneksel olana saygı ile modern gelenek yaratmak arasındaki farkı görmek gerekiyor. Modern araçlarla, siyasi araçlarla, propaganda araçlarıyla ve bunlara iliştirilen her türden iktisadi baskılarla bir toplumsal doku geliştirildiğinde meydana gelecek olan şudur:
Geleneksel baş örtüsü ile siyasi baş örtü arasındaki fark ortadan kalkacaktır.
Siyasi örtünme, siyasi rejim kıyafeti haline gelebilir ve bu durum, toplumu kıyafetleri bakımından ikiye ayırmakla kalmaz, bu kıyafetleri siyasi üniforma haline getirebilir. Laik üniforma ile dinsel üniforma.
Hızlı gelenek olmaz. Gelenek yasayla korunamaz. Gelenek hükümete çıkamaz. Eğer bunlar olursa, Pakistan meydana çıkar, Afganistan meydana gelir, Malezya örneği olur Özcan Yüksek / Referans Gazetesi, 19.01.2008 |














