|
|
Ey gözlerim, göremedin! Ey ayaklarım, gidemedin yanlarına! Ama kulaklarım, sen işittin!
Bahtımın yüzüme güldüğü vakitlerdi, yeryuvarlağının en kuz ucuna yürümüş idim. Şimdi artık erimiş olan buzdan denizin üzerinde kayaklarımı ve yükümü sürerek, buzdan dalgaları aşarak.
Ofis insanının iş-hayatındaki güçlük, sanki yalnızca plazanın insan doğasını ezen tasarımından kaynaklanıyormuş gibi gözükür. Çelik ve camın şeffaf duvarlarının arkasında bedenler kendini sergiler, her zaman görünür haldedirler. Diğer taraftan bu şeffaflık, ruhları saklar, duyguları örter. Zira ruhlar, kuytuluklarda yaşamayı sever.
Bir gün daha geçer. Düşmanın ömrü gibi. Bir gün daha ve akşam olur. Bir gün daha geçer. Düşmanın ömrü gibi. Bir gün daha ve akşam olur. Saat, masallara aittir artık.
Hepimiz ruhunu bakır sürahilere, camdan kavanozlara kapatmış in'leriz. Pek çok defa ecinnilerimizi topluca dev kavanozlara kapatanlar da çalışmakta olduğumuz sırça plazalardır. Ruhumuzu köle yapmış, bedenimizin kölesi olarak çalışıyoruz, yaşıyoruz.
Binbir Gece Masalları'nın sır coğrafyalarından birinden dönüşte, uçan halım Dubai'de aktarma yapacaktı. Serendip Adası'ndan geliyordum, Adem'in cennetten indiği yeryüzündeki cennetten.
Gece esmerdir. Konuşur. Gece konuşmalarına, gece hikâyelerine eski Araplar bu yüzden esmer demişlerdir. Esmer öyküler, beyaz öykülerden farklı olarak inanılması güç olanlardır.
'Kırmızı başlıklı kız, benim ilk aşkımdı. Şunu hissediyorum ki, eğer Kırmızı Başlıklı Kız ile evlenmiş olsaydım, kusursuz mutluluğu tanımış olurdum.' Charles Dickens |